29 Şubat 2012 Çarşamba

EV YAPIMI MİS GİBİ YOĞURT

İnsanın kendi ürettiği şeyleri yemesinden daha keyifli bir şey yok. Kendi domates, biber, salatalığınız, kendi yoğurdunuz, peyniriniz, tereyağınız dünyanın en lezzetli yiyeceği gibi geliyor insana. İçinde emek de oluyor, sevgi de..

Yoğurt yapmaya oğlumun ek besinlere geçmesiyle başladım. O gün bugündür evde kendi yoğurdumuzu yapmaya çalışıyorum..

İlk zamanlar gözümde büyüttüğüm bu iş, aslında hiç de zor değilmiş.. Öncelikle sütünüzün günlük olması çok önemli. Yani marketlerdeki UHT sütlerle mayalamanızın, marketteki hazır yoğurtları almanızdan hiçbir farkı yok. (Ben her salı işyerime getirttiğim günlük süt ve yoğurt kültürüyle yapıyorum.) 

Ve gelelim yapımına:

Öncelikle 2 litre sütü tencerede kaynatıyoruz. Ardından ılımasını bekliyoruz. Eğer sütü kaynattığınız kapta mayalayacaksanız, kaymağını bozmadan bekletin, ayrı kaplarda mayalanacaksa sıcakken boşaltın ki o kapta kaymak tutsun.



Sütünüz parmağınızın 7 saniye dayanacağı sıcaklığa gelince, içerisine kaymağı bozmadan, köşesinden 1 yemek kaşığı oda sıcaklığında beklemiş yoğurt koyup hafifçe alttan karıştırıyoruz. Ardından kapları, hava almamaları için önce peçeteyle ardından kapaklarıyla kapatıyoruz. Ve yine hava almayacak yerlerde (Örn. fırının içi, ya da evdeki peteklerin üstü) bekletiyoruz. 8-10 saat boyunca bekledikten sonra, sarsmamaya çok dikkat ederek, dolaba koyuyoruz. En az 4 saat de dolapta bekletip, afiyetle yiyebilirsiniz...

NOT: Her iki litre süt için, mayaya 1 yemek kaşığı yoğurt yeterli. Ben dün 4 litre sütten yaptım ve 2 yemek kaşığı maya kullandım.. Mayayı marketten aldığınız hazır yoğurtlardan, kefirden kullanabileceğiniz gibi, yoğurt kültürü bulunan yerlerden alırsanız çok daha sağlıklı ve iyi olur..

28 Şubat 2012 Salı

ÇOCUKLAR İÇİN OYUN MEKANLARI

Kışın en büyük sıkıntı, evde sıkıntıdan patlayan çocukları götürecek mekanlar bulmak. Ahmet Kaan doğmadan önce ilgi alanıma girmediğinden, bu tarz yerleri pek bilemiyordum. Meğer daha önce onlarca kez gittiğim birçok mekanda çocuk oyun alanları varmış. Bunlardan ilki İKEA,, evimizin herşeyi gerçekten =) Birçoğunuzun bildiğini tahmin ediyorum. Biz de bir Pazar günü gezimizde gittik. Çeşitli kukla gösterileri, 3 yaşından büyük çocuklar için ablalar eşliğinde saatlik oyun alanları ve de oyuncak bölümleri var. Hepsi çok eğlenceli..



Bir diğer mekan Ümraniye Carrefour Alışveriş Merkezi. Mekan çok büyük. Çocuklar için de kocaman bir oyun alanı var. Saati 10 lira gibi bir ücret. Oyun topları, kaykaylar, hoplama, zıplama tarzı oyuncaklar.. Normalde büyüklerin girmesi yasak bu bölüme ancak benimkisi gibi tek başına oynayamayacak kadar küçükse çocuğunuz rica ederek siz de girebilirsiniz.



Son olarak ablam, yeğenim ve annemle gittiğimiz Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi'nin oyun alanı var. Gördüklerim arasında en iyi ve kapsamlısı burası. Oyun bölümü 3 katlı. En üst kat büyük çocuklara hitap ediyor. İçerisinde araba yarışları, futbol, ateri tarzı silahlı dövüş oyunları oynayabileceğiniz jetonlu makineler var. Orta katta, Carrefour'daki gibi oyun topları, kaydıraklar varken, Alt katta ise; minik bir luna park bulunuyor. Biz de bu bölümde oynadık. Dönme dolap, tren, çarpışan arabalar tam da bize göre =) Ahmet Kaan küçük olduğu için mini dönme dolaba beraber bindik.




Sizin de bildiğiniz değişik mekanlar varsa lütfen paylaşın..

26 Şubat 2012 Pazar

ÖKSÜRÜK İÇİN EN DOĞAL FORMÜL BULUNDU

Hiçbir şeyi boşyere yaratmadı yaradan.. Toz zerresinin dahi bir yaradılış gayesi var şu hayatta.. Kiminin hikmetini tahayyül edemesek de bazıları, apaçık belirtilmiş. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'de adı geçen zeytin gibi. Zeytinin üzerine and içiliyor biliyorsunuz ki..




Bütün bu ince düşüncelere bir geçiş aşaması yaşadım elbette. Cuma günü oglum birden hastalandı. Aksam üzeri dolu dolu öksürük, geceye dogru 38.5 ateşle birleşti. Sabaha kadar 3 kere verdigimiz Dolven isimli ateş düşürücü az çok etki etse de tam olarak geçiremedi ateşi. Cumartesi oğlumu bu halde bırakamayacağım icin işe de gitmedim.

İnmeyen Ateş, bitmeyen oksuruk, diğer taraftan diş ağrısı gündüz de tam hız devam.. Belli ki hastalığımız bu kez boğaz enfeksiyonu. Esimle telefonda konuştuğumuzda acile götürme kararı aldık. Ancak daha sonra acile gidersek, enfeksiyon sebebiyle doktorların antibiyotik vereceklerine adım gibi emin olduğumdan götürmedim. Zamanında zaten bronşioliti sebebiyle fazlasıyla antibiyotik yedi. Doktorları boşverdim, aktarın yolunu tuttum.

Ihlamur, kusburnu ve doğal antibiyotik olan papatya aldıktan sonra, arkadasimin tavsiyesiyle marketten zeytinyağı ve limon sipariş ettim. Eve geldigimde ateş devam ediyordu. Önce ılık bir duş aldırdım miniğe sonra bitki karışımından içirdim. Bir süre sonra uyuyup dinlendi. Kalktığında da, arkadaşımın "Bu formülün geçirmediği öksürük yok" dediği zeytinyağı+limon ikilisini denedim. 1 çay kasigi zeytinyağı ve 1 çay kasigi limonu cezvede ılıttıktan sonra 1 tatlı kasigi olan karışımı ogluma içirdim. Sabah, öğlen, akşam verdikten sonra öksürüğü önemli ölçüde azaldı. Ateşimiz de gitti şükür ki.. Hastalık su an hala tamamen bitmemiş olsa da, oglumun antibiyotik kullanmadan gözle görülür sekilde düzelmesi beni nasil mutlu etti, tahmin edersiniz.

Zaten şifası her daim konuşulan zeytinyağı da, gözümde daha da büyüdü, büyüdü, büyüdü...

 Not: 16 aylık olan oglum 6 disini birden çıkarmaya çalışıyor. 2 gün icinde 3 tanesi patladı, geriye 3 kaldı. 2 alt kesici, 2 köpek, 2 azı.. Diş cikarma dönemlerinde çocukların boğaz enfeksiyonu geçirmesi sık rastlanılan bir durum. Normalde diş ateşi 38 dereceyi geçmez. Ancak işin içine enfeksiyon girince artabiliyor.. Aynı zamanda öksürüğün yanında burun akıntısı ve hapşırık da sık görülüyor..

Son olarak zeytinyağı formülünü şiddetle tavsiye etmekle birlikte, bütün hasta bebişlere Allah'tan acil sifalar diliyorum..

24 Şubat 2012 Cuma

PAZAR KAHVALTISI İÇİN ŞIK BİR ALTERNATİF

Pazar kahvaltıları özeldir. Çocukluğumdan beri bu böyledir. Hafta içi ayak üstü geçiştirilen bu önemli öğüne, pazar günleri adeta kutsal bir merasim muamelesi yapılır. Özel olarak hazırlanmış zeytinyağlı, sarımsaklı zeytinler, çeşit çeşit peynirler, kaymaklı yoğurtlar, tuzlu tereyağlar, kızarmış ekmekler, kavurmalı yumurtalar, daha neler neler.. Evlenmeden önce, babamın bizzat hazırladığı kahvaltı menüsünde bulunanlar bunlar.. Pazar günleri bütün aile bir arada olduğundan önemlidir bu kahvaltı.

Evlendikten sonra da pek değişmedi bu.. Şimdi bebekle çeşitlerin sayısı azalsa da önemi hala yerini korumakta. Bir yazıda da okumuştum ve ben deçok inanırım; Bir kız çocuğu her ne kadar annesinden farklı olduğunu düşünse de, günün birinde bir gün, aslında ne kadar aynı olduklarını görür. Hiç ummadığı bir anda, belki bir masanın örtüsünü düzeltişinde, söylediği bir sözde annesinden izler taşır. Ve o an anlar sadece kan yoluyla değil, kalben, fikren de bağlı olduğunu... Benim Pazar kahvaltılarına verdiğim önem de böyle bir şey işte..

Ve gelelim şık sunumuma.




Çok basit. Bir uzun sosisi alıyorsunuz. ortadan ikiye sonu bitişik kalacak şekilde kesiyorsunuz. ve kestiğiniz ucu kalp şekline getirip kürdanla tutturuyorsunuz. Tava da önlü arkalı azıcık kızarttıktan sonra ortasına yumurtanızı koyup pişiriyorsunuz. Ben yumurtanın içine beyaz peynir ve sosis parçacıkları da koydum, omlet gibi oldu. Siz de farklı çeşidini ya da sadesini deneyebilirsiniz. Yanına da benim gibi Hamur kızartması (diğer adıyla pişi) yaptınız mı tamamdır ;)) Yumurtam da tam tadında, KAYISI KIVAMINDA ;)

23 Şubat 2012 Perşembe

HEDİYE EŞARPLARIM GELDİ

Sevgililer gününde kadiningazetesi.com sitesi bir hediye kampanyası düzenledi. Sitelerine üye olan ve twitter'dan takip eden ilk 1000 kişiye Armine'nin yeni sezon eşarplarını göndereceklerini belirttiler. Ben de hem kendi hesabım olan @tugbakaragulle 'den hem eşimin hem de bir yakınımın hesabından gerekli işlemleri yaptım. Ve bugün 3 eşarp birden geldi. En çok ortadaki saf ipek ve sağdaki pembeli twill'i beğendim. Eşarpların birini oğlumun bakıcısı Emine Hanıma hediye ettim, diğer ikisini ise; anneme vereceğim. Umarım o da beğenir.. Teşekkürler Kadının Gazetesi...

İşte eşarplarım;





Not: Kadının Gazetesi isimli site, adından da anlaşılacağı üzere daha çok kadınlara hitap ediyor. İçerisinde modadan, sağlığa kadar birçok konuda haber var. Editörlerini de yakinen tanırım. İleriki günlerde de benzer kampanyalar düzenleyecekler.. Size de takip etmenizi tavsiye ederim..

20 Şubat 2012 Pazartesi

ÇOCUĞUM ROTAVİRÜSE YAKALANDI!


Ah! O nasıl bir hastalık.. Sinsice sardı oğlumun bedenini, üç gün içinde eritti, tüketti.

Bir pazar günü İKEA gezimizden eve döndük. Oğlumun muzunu yedirdim ve ne olduysa bir saat sonra oldu.. Oğlum muzunu kustu, önce çok hareket ettiğindendir dedim, yeniden mama hazırladım, yedirdim. Onu da kustu. Neyse sütünü, suyunu içsin, yatsın bari dedim. Onu da aynı şekilde. Zor bela uyuttum uykusundan bir kez daha kusarak uyandı. Tam 4 kere üst üste. Sabaha kadar kıvrandı, 2 dakika uyuyorsa 3. dakikada ağlayarak geri uyandı.. Saatler ilerledikçe de aşırı ishal baş gösterdi. Bir ümit belki diş çıkardığı içindir diye düşündüm. Doktorunu aradım 'Diş bu kadar yapmaz' dedi. Sabah oldu. İshal tam hız devam. Su içse kusuyor. Hemen hastaneye götürdük. 'ROTA VİRÜSÜ' kapmış olabilir dediler. Serum verdiler, kültür testi yaptılar ve tahmin doğru çıktı.

2 gün sadece anne sütü emip, ara ara su içti. Ve 2 gün boyunca serum yedi. İshali için gece 5 kere kalktığımı biliyorum. Kıvrana kıvrana hem de... İlk gün ateşi olmadı ama 2. gün sabaha kadar ateşler içindeydi yavrum. Ateş düşürücü şurupların yanı sıra, o uykuluyken 3 kere ılık suyla duşa sokmak zorunda kaldık. Gece yarısı uykulu uykulu ılık duşa girdiğinizi düşünürseniz anlarsınız bebeğimin halini...

 3. günde ise; nihayet 3 lokma girebildi ağzına.

3 Gün içinde en az 1 kilo verdi oğlum. İlginç bir hastalık bu, aileleri perişan eden cinsinden.. 4. günden sonra kusma, iştahsızlık gitti. 7. günün sonunda da ishalinden kurtulduk çok şükür..

Bu acı tecrübeyi paylaştıktan sonra hastalıkla ilgili biraz bilgi vermek faydalı olacaktır..

OĞLUMUN KAHVALTI MAMASI

Günün en değerli öğünü kahvaltı. Bu yüzden oğlum için en iyi kahvaltı tabağını hazırlama çabasındayım. Benim gibi kahvaltı alışkanlığı olmayan birinin bu üstün çabası biraz ironik olsa da, evlat sevgisinin yüceliğinin de minik bir kanıtı belki ;)

Pazar günleri hariç, sofra başına oturup da kahvaltı edemeyen ben, yanında olduğum günler oğlum için binbir emekle kahvaltılar hazırlamaya çalışıyorum. Ahh! Annem de ben ve kardeşlerim için ne sofralar hazırlardı. O zamanlar anlamsız bulduğum bu çabanın şimdi gözümdeki değerini bilemezsiniz... Ama yine de keşke yumurtanın beyazını peynir diye yedirmeye çalışmasaydın Anne! Belki şimdi ben de haşlanmış yumurta yiyebiliyor olurdum=)

Gelelim ufaklığın Pazar günkü kahvaltı menüsüne;

Öncelikle 3 yemek kaşığı irmiği 1 tatlı kaşığı tereyağ ile azıcık kavurdum ardından üzerine 1 çay bardağı kadar su ve 1 yemek kaşığı keçi boynuzu pekmezi ekledim. Bildiğiniz helvanın az kavrulmuş ve pekmezlisi oldu.

2 yemek kaşığı dolusu pekmezli irmik
1 adet haşlanmış yumurtanın tamamı
1 parça beyaz peynir
2 tatlı kaşığı yulaf ezmesi (un haline getirilmiş şekliyle)
3 adet bebe bisküvisi
1 adet ceviz
1 adet badem
Ve sulandırmak için de yarım çay bardağı kadar ıhlamur çayı



Bunların hepsini aynı kapta birleştirdim ve oğlum bayıla bayıla yedi. Kalan pekmezli irmiği de ben yedim =)

Bebekler için İrmiğin faydaları:

İrmik hem doyurucu hem de besleyici bir tahıldır. Besin değeri çok yüksektir. % 73 oranında karbonhidrat içerir. 100 gram irmik içinde yaklaşık 360 kcal enerji vardır. Ve içerisinde birçok vitaminin yanı sıra B grubu vitaminler de bulunur.





17 Şubat 2012 Cuma

OĞLUŞUM İÇİN ÖRGÜ ŞAPKA

Örgü yapan hamarat arkadaşımdan bahsetmiştim size. Şimdi de ona bir şapka siparişi vermek istiyorum. Ama sayfasına girip baktığımda o kadar çeşit var ve hepsi o kadar birbirinden güzel ki.. İnsan tercih yapmakta zorlanıyor. Hele ki söz konusu oğlum olunca. Ben karar verene kadar siz de beğendiğim modellere bir göz atın..

İşte Bereler;





Ayakkabı ile şapka takım halde örülmüş, çok tatlı..


Bu model de hoşuma gitti. Pembe yerine lacivert ya da kırmızı kullanılabilir. Kulakları kapatıyor ve boyundan bağlanabiliyor olması da cazip.



Veee bir deee kızım olsa kesinlikle ördürmek istediğim bir model. Çok çok sevdim bunu. Kızların cicileri bir başka =)




MAKARNANIN EN GÜZEL HALİ

Makarnayı severim. Ama öyle sadesini değil. Karman çorman olacak. Mantar, tavuk, kaşar peynir, soğan, biber, domates, salça, sarımsak, çeşitli baharatlar... Ve tabiiii soya sosu.. Bol malzemeli spagetti birçok yemekten evla bana. Ben de iyi yapıyor olmalıyım ki; evlendiğimiz zaman makarna sevmem, yemem diyen eşim, artık kendisi teklif ediyor makarna yiyelim diye =) Bu arada küçük erkeğim de bayılıyor spagetti yemeye..


Birkaç küçük detay sayesinde hem şaşırtıcı hem de şık sunum yapmak mümkün. Tıpkı benim yaptığım bu sosisli makarna gibi. Spagettileri sosislerin içinden geçirdim ve bu şekilde tencerede pişirdim. Gerçekten çok hoş görünüyor değil mi?


 Ben sosisle yaptım ama siz isterseniz, alternatif üretebilirsiniz.. Örneğin; Mantar, Çeri domates gibi çoğaltılabilir örnekler.


16 Şubat 2012 Perşembe

GÜVEÇTE BALIK DENEDİNİZ Mİ HİÇ?

Bir balık sever olarak bence balığın en güzel hali güveçte olanı.. Hem çok hafif, hem de inanılmaz lezzetli. Sizler de mutlaka denemelisiniz. İşte tarif;



MALZEMELER:
Somon balığı (1 somon 2 kişi için yeterli)
Soğan
Domates
2 Diş sarımsak
1 Kase doğranmış mantar
Tane karabiber
Zeytinyağı
Tuz
Salça
Kaşar Peyniri



HAZIRLANIŞI:
Öncelikle somonun kılçığını ayıklıyoruz. (Bu aşamayı kendim yaptım ama çok zorlandım, siz mümkünse balıkçınıza yaptırın, ya da Somon'u kılçığından ayırmanın kolay yolunu biliyorsanız kendiniz yapın) Ayıklanan Somunu ve mantarı küp küp doğruyoruz. Tavada az sıvıyağ ile balıkları hafif kavuruyoruz.Biraz kavrulduktan sonra mantarı ve uzun ince doğranmış soğanı ekliyoruz. Balık ve mantar suyunu bırakıp çekmeye yaklaşırken domatesi, sarımsağı, az biber ya da domates salçasını ve baharatlarını ekliyoruz. Pişen balığı, güveç kabımıza alıp üzerine kaşar peyniri rendesi ekliyoruz.. Önceden ısıtılmış 190 derecelik fırında 5 dakika kadar pişiriyoruz. Ve hazır. Afiyet olsun.
 

14 Şubat 2012 Salı

BU PANTOLONA BA-YIL-DIM!

Örgü konusunda maharetli bir arkadaşımın web sitesi var orada bu Hello Kitty'li pantolonu görünce o kadar beğendim ki.. Benim çocukluğumda Sindy Bebek'ler meşhurdu. Şimdilerde herkeste Hello Kitty var. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim, koca koca kızlarda bu figürler absürt duruyor. İçinizdeki çocuk büyümemiş olabilir ama Hello Kitty'li çanta, tişört v.s belki de benim tarzıma uymadığından yakıştıramıyorum..

Ama kızım olsa baştan sona Hello Kitty'le donatırım onu. Madem kızım yok ben de kızım gibi sevdiğim biricik yeğenim Azroşuma aldım. Kendisi tam bir kokoşşşş =)

İşte bahsettiğim Örme Pantolon ve ona takım olarak ilave ettiğim Hello Kitty'li şapkası.




Bu da bizim moda ikonu kokoşlar kraliçesi Azramız =)




EV YAPIMI PEYNİR HAYAL DEĞİL!

Çok değil, bundan 2 sene önce 'Hem peynirini, hem yoğurdunu kendin yapabileceksin' deseler hayatta inanmazdım, ne diyenlere ne de kendime.. Ama oldu işte! Yoğurdumu da yapıyorum, peynirimi de.. En doğalından, en temizinden, en MİSinden =)

Yoğurdu Ahmet Kaan ek besinlere geçer geçmez yapmaya başladım. Tuttu, tutmadı derken ben de artık bir yoğurt uzmanı oldum. Hatta ısısıyla uğraşmamak için Arzum'un yoğurt yapma makinesini bile edindim.

Arada nadiren de olsa tutmadığı oluyor. Yine yoğurdun tutmadığı cıvık cıvık olduğu günlerden birinde, sütü çöpe dökmek yerine peynir yapmak geldi aklıma. Tutmayan süt tenceresini ocağa aldım bir güzel kaynatmaya başladım. Kaynadıkça sütün yeşil suyu altta kaldı, üstte ise; topak topak peynir oluştu.. Süt kaynadıktan sonra  (süt mayalı olduğundan gerekmediği halde) yarım su bardağı kadar da üzüm sirkesi koydum. Ve süzgecime temiz beyaz bir tülbent, kumaş koyarak su ile peyniri ayırdım. Bu şekilde en az 1 saat durdu. Ardından peyniri kavanozuna iyice sıkıştırıp, dolapta uzun süre dayansın diye de bir güzel tuzladım. Bu haliyle bir hafta boyunca yedik. Hatta abartıp eşimle birlikte peynirin bir kısmını işyerimize getirdik ve sıcacık simit eşliğinde mideye indirdik. =)



Direkt sütten yapmak isteyenler 2 litre sütü kaynattıktan sonra 1 su bardağı sirke ekliyorlar ve yukarıda anlattığım gibi, topak topak peynir oluşuyor. Ben bundan böyle mecbur kalmadıkça peyniri dışarıdan almayı düşünmüyorum. Hem yapması çok basit ve keyifli hem de İstanbul gibi bir yerde doğal beslenmenin tadına varıyorum =)





OĞLUŞUM İÇİN ALIŞVERİŞ

Haftaiçi ve Cumartesi günleri çalıştığımızdan, oğluşla ev dışında aktivite yapamıyoruz diye üzülüyoruz eşimle. İki hafta önce havayı azıcık da olsa güneşli görünce çıkmaya karar verdik ve İkea'ya gittik.

Müzik eşliğindeki kukla gösterileri, çoluk çocuk, İkea'ya has oyun alanları, oyuncaklar derken epey eğlendik.. Alışveriş yapmadan olmaz tabi. Ahmet Kaan için keşke daha önceden alsaymışım dediğim iki önlük aldık. Gerçekten çok kullanışlı tavsiye ederim. Önündeki cepler sayesinde hem ağzından dökülen mamaları orada toplayabiliyorsunuz, hem de kusması geldiğine o bölmeyi kullanabiliyorsunuz. Kesinlikle akıtmıyor. tecrübeyle sabittir =)



Ve henüz erken olmasına rağmen renkli yemek takımı aldım. Tek başına yemek yemeye başladığında bunlarla sunacağım oğluma cici mamalarını =)



Gün boyu her şey çok güzel geçti ancak eve gidince ROTA VİRÜSÜ kabusu yaşadık.. ROTA VİRÜSÜ tecrübemi ayrı bir başlıkta paylaşacağım.




SEVGİLİLER GÜNÜ

Kimine mantıksız ya da gereksiz gelse de, ben Sevgililer Günü de dahil bütün özel günleri seviyorum ve geçiştirilmemesi gerektiğine inanıyorum. İnsanın sevdiği kişi için bişeyler yapmak istemesi, çabalaması dünyada maddi olarak asla karşılığı olmayan şeyler..

Eşim benim kıymetlim.. Eşten de öte dostum, sırdaşım o benim. Başımı omzuna yasladığımda dünyanın bütün yükünü alıyor sırtımdan. Güç veriyor, ve en önemlisi güven..

Dün gece oğlumu uyuttuktan sonra, dünyalar tatlısı sevgilim için, şirin bir pasta yapmaya karar verdim. Sürprizi saklamak biraz zor oldu aynı evde tabi. Bir de eşim ben uyumadan uyumaz kesinlikle. Diğer odadan ha geldi, ha gelecek, görecek diye sakına sakına yaptım pastamı. Renkler azıcık bulaşmış olsa da bence sonuç gayet başarılı oldu =) 


Tarife gelince. Hem çalışan hem de bebekli olunca zaman kısıtlı oluyor. Bu yüzden kekimiz hazır yuvarlak pasta tabanı. Ben onu kalp şeklinde kestim. Kahveyle kekin alt katını ıslattım. Ardından kakaolu krema sürdüm. Üzerine muz dilimleri, Antep fıstıklı çikolata parçacıkları ve badem kırıkları koydum. Üst kekini de kahveyle ıslattıktan sonra üzerine kapatıp beyaz krem şanti sürdüm. Kırmızı gıda boyasıyla krem şantinin bir kısmını boyayıp, pastamın kenar süslemesini yaptım. Üzerindeki modellemeler ise şeker hamuru. Arkada gördüğünüz kahverengi çubuk çikolataya batırılmış hazır çubuklar. Modellerin arkasına destek olarak koydum. Modeller daha sağlam olsun diye birkaç yerine de kürdan batırdım.. Hepsi bu! Çok şirin ama di mi ? =)


Bu da gecenin sonunda çekildiğimiz kare. Saat sabaha karşı 3'e yaklaşıyor. İtiraf ediyorum; hiçbir fotoğrafta bu kadar çirkin çıkmamıştım =) Pastanın üzerindeki model bile benden daha güzel.. Uykusuzluktan gözlerimi açamıyorum ama yine de mutluyum =)




13 Şubat 2012 Pazartesi

CHİMİCHANGA

Dünya mutfağından yemekler denediğimi daha önce söyledim. Bu da onlardan biri. Chimichanga bir meksika yemeği. Malzemelerini evinizde kolaylıkla bulabilirsiniz. Ben internette yazılan tarifi aynen burada paylaşıyorum. Aşağıdaki adımları izledim. Benimkisi tabi ki biraz çakması oldu, ama tadına ba-yıl-dık!



MALZEMELER
400 gr tavuk
2 Yufka
1/2 çorba kaşığı margarin
1 su bardağı domates suyu
1 tatlı kaşığı salça
1 kahve fincanı un
1/2 su bardağı su
acı biber sosu (yoksa önemli değil)
kırmızı biber
tuz
karabiber
200 gr kaşar peyniri rendesi
sıvı yağ

HAZIRLANIŞI
Tavuğu haşlayın ve soğuttuktan sonra didikleyin. Domates suyunu kaynatın. margarin, salça ve unu ekleyin. Karabiber, kırmızı biber, tuz ve suyuda ekleyip suyunu çekene kadar kaynatın. Tavuk parçalarını içine atın. Yufakaları bir tabak yardımıyla yuvarlak kesin. Kürdanla tutturarak yağda kızartın. Üzerini kaşar rendesiyle kaplayın ve fırına koyun. Kaşarlar eriyince fırından alın ve üzerlerine acı sos dökün. Kıvırcık salata ile doldurulmuş tabağa yerleştirin. Üzerine de tavuklu harçtan koyun. Afiyet Olsun...

PASTA KONUSUNDA AZİMLİYİM!

İlk şeker hamurlu pastamı oğlumun doğum günü için yaptım.Doğumgünündeki arkadaşların 'Sen mi yaptın gerçekten' diye sorması benim için geçerli notu aldığımın işaretiydi. İkincisini ise; yani resimdeki pastayı tamamen eğlencesine yaptım. İtiraf ediyorum! Ekmek almak için uğradığımız fırının vitrininde görmüş, çaktırmadan da fotoğrafını çekmiştim. Ama benimkisi onlarınkinden daha da güzel oldu =)) Oğlum ise; pastasından bir saniye ayrılmak istemedi. İç malzemeleri, kakaolu krema; Fıstıklı Krokan, muz.. 



YALANCI PERDE PİLAV

Yalancı Perde Pilavını bu 2. deneyişim. İki denememde de çok güzel oldu. Hem sunumu çok şık, hem de tadı harika. Benim için yemeğin beğenildiğini gösteren iki ölçü var. 1- yemek bitiyor, tabiri caizse silinip süpürülüyorsa,, 2- Eğer yiyen kişinin canı ister ve 'Tekrar o yemekten olsa...' diye aklından geçiriyorsa o yemek başarılı olmuştur.

Eşimle artık klasiğimiz oldu. Ben her yemekten sonra, nasıl olmuş diye soruyorum, O; -'Harika' diyor. Ve ikinci soru. -İleriki günlerde bu yemekten canın ister mi? Yaniiii olsa da yesem der misin? Eşim; - Derimmmmmmm =))) Bu soruya o kadar alıştı ki ben sormadan artık cevapları kendisi sıralıyor =) Bizim evde durum böyle.. =)



Yalancı perdeli pilavın öyle ayrıntılı tarifini yazmayacağım. Kısaca şöyle. Eti kavurma şeklinde düdüklü de pişirin. O pişerken pilavı hazırlayın. Pilavınızı ister sebzeli, ister fıstıklı - üzümlü, ya da klasik bildiğiniz şekliyle pişirin, (Ben ilkinde fıstıklı-üzümlü-tarçınlı yaptım, 2.'sinde ise; Soğanlı salçalı. Ama ilk yaptığım benim damak zevkime daha uygun) Pilavı soğumaya bırakın. Diğer yandan milföy hamurunuzu az unlayarak, merdaneyle açın. Fırın sütlaç kabınıza yerleştirin, (Yoksa normal kase bile olur) hamurun içine önce kavurma koyun ardından pilavı doldurun ve kapatın. Hamurun kapattığınız tarafı  alta gelecek şekilde fırın tepsisine yerleştirin. Üzerine yumurta sarısı sürdükten sonra, ister soyulmuş badem, eğer yoksa da susam dökün ve 180 derecelik fırında kızarana kadar pişirin.. Afiyet olsunn..

SUSHİ, SUSHİ, SUSHİ

Yemek yapmaya bayılıyorum.. Öyle ki; eşim; 'Yemek yapmak senin için terapi gibi bence' diyor. Yemek yaparken mutlu olduğum belli oluyormuş =) Yalnız ben öyle kurufasülye pilav tarzı klasik yemekler yerine daha farklı lezzetler denemeyi seviyorum. Farklı ülkelerin mutfağından seçtiğim, evdeki malzemeye uygun tarifleri, özellikle izin günüm olan Pazarları deniyorum. 3 hafta önce yaptığım 'Sushi' de onlardan biri.

 İlk yediğimde her ne kadar sevmemiş, 'Bir daha da asla yemem' demiş olsam da, eşim sayesinde sevmeye başladım. Hatta aklıma gelince canım çekmiyor da değil =)

Ve kendi Sushi mi kendim yaptım.. Eşim Amerika'dan Türkiye'ye kesin dönüş yaparken yosununu getirmiş. 2 yıldır duruyordu evde. Eğer evde yosun yoksa, pazı yaprağından da yapılabiliyormuş. Denemedim ama denemeye değer bence..

İşte ev yapımı Sushi tarifi:

MALZEMELER:
3 adet Nori (sushi yosunu)
1,5 su bardağından biraz fazla sushi pirinci (Yoksa kırık pirinç de olur)
Yarım çay bardağı Pirinç Sirkesi
1 adet büyük salatalık (İnce uzun dilimlenmiş)
1 adet avokado (İnce uzun dilimlenmiş)
100 gram somon Füme (Fileto) ya da Yengeç Sumuri ya da Ton balığı (Somon ve yengeç tavsiye ederim)
1 yemek kaşığı kavrulmuş susam
Yarım yemek kaşığı tuz
Bir bambu servis

Yanında servis etmek için:
Vasabi (Japon yaban turbudur, acı olduğu için tercihe bağlı)
Soya sosu (Olmazsa olmaz)
Zencefil turşusu (Yoksa önemli değil)
YAPILIŞI:
Öncelikle pirincimizi nişastası iyice gidinceye kadar 7-8 kez yıkıyoruz. Daha sonra Üzerine Yarım yemek kaşığı tuzu ve Yarım çay bardağı pirinç sirkesini döküp, üzerine kaynar su ekleyip, 20 dakika kadar bekletiyoruz. Sonra tencereye alıp 3,5 su bardağı kadar sıcak su döküp, o suyla biraz lapa gibi oluncaya kadar pişiriyoruz. İsterseniz çok az daha tuz ekleyebilirsiniz. Pirincin suyunu iyice çekmesi lazım. Pirinç pişince geniş bir kapa alıp iyice soğumasını bekliyoruz. O soğurken bir yandan avokado ve salatalığın kabuğunu soyup ince ince uzunlamasına doğruyoruz. Bir taraftan da susamları yağsız tavada kızarıncaya kadar kavuruyoruz. Sushi yosununu Bambu servisimize yerleştiriyoruz. Üzerine önce ince tabaka her yerini kaplayacak kadar soğuyan pirincimizi koyuyoruz. (Pirinci alırken elimizi pirinç sirkesine batıracağız hem yapışmaması için hem tat vermesi için) Ortasına balıklardan herhangi bir çeşidini yerleştiriyoruz. Sonra ince doğranmış 2-3 parça avokado ile 3-4 parça salatalıkları balığın üzerine koyuyoruz. En son olarak da üzerine biraz susam serpiyoruz. Ve bambuyla birlikte çok sıkmadan, çok gevşek de bırakmadan sarıyoruz. Sardıktan sonra 6 eşit parçaya bölüyoruz.
Bir başka şekli de; Aynı malzemeleri önce susam, üzerine pirinç, pirincin üstüne yosun, yosunun ortasına yine balık, salata, avokado şeklinde sarıyoruz. Bu kez pirinçler dışarıda oluyor. Üzerine yine güzel görünsün diye az susam serpebilirsiniz.

Not: Sushiyi yerken mutlaka soya sosuna batırın. Yanında acı severler için vasabi ve dilerseniz zencefil turşusu tüketebilirsiniz.

AFİYET OLSUN

İLK YAŞ PARTİSİ =)

9 Kasım 2011, saat 10:06 Oğlumun ilk yaş günüydü. Ama ben ve babası çalıştığımızdan, Ahmet Kaan da o dönemde biraz hasta olduğundan erteledik ve 27 Kasım'da yaptık.

Aksilik o ya, o gün de ben hastaydım ve hayatımda ilk kez sesim kısılmıştı. Neyse ki herşeye rağmen içimize sinen samimi bir parti oldu.. Anaannesi, teyzeleri, enişteleri, arkadaşlarımız ve tabi ki çocukları yalnız bırakmadılar bizi.. Blogu yeni kurduğumdan o güne ait fotoğrafları, her ne kadar telaştan fazla çekemesek de, şimdi yayınlıyorum haliyle =) İlk fotoğraf davetiyemiz. Kendim hazırladım bu davetiyeyi ve maille davetlilere bunu gönderdim..






Ve işte ev partimiz ve mamalarımız =)







Bu da davetliler için günün hatırası olarak hazırladığım küçük hediyelik kalemler. Kızlara pembe, erkeklere mavi =)


NE GÜZELSİN OĞLUM

İşyerinde masamdayım, her an gözümün önünde sen varsın.. Sabah evden çıkıp işe gelirken çok ağladın, hem de gözümün içine öyle bir baktın ki, yüreğime dokundun bebeğim..

Seni çok özlüyorum.. Gün içinde sık sık fotoğraflarına bakıyorum, ne tatlısın, ne  güzelsin oğlum.

Büyüdüğüne şahit oluyorum, her gün yeni huylar edinmene.. Karakterin şekilleniyor gözümün önünde.. Ve ben seyrine doymuyorum..

Sen de beni özlüyorsun, hissediyorum.. Uyurken mutlaka bana dokunmak istiyorsun, varlığımdan emin olmak için. Azıcık hareket edecek olsam, gideceğim sanıp, uykulu uykulu hemen gözünü açıyorsun, eğer yanındaysam gülücük atıp tekrar başını yastığa koyuyorsun, uyuyorsun... Ben bu haline bayılıyorum..

Bir de yanlış bir şey yaptığında, kendini affettirmek için öyle bir sevimli oluyorsun ki, insan taş olsa erir karşında =) Sana kızgın şekilde baktığımda, gülümseyerek, gözlerini dört beş defa kırpıyorsun, anlatılmaz yaşanır dedikleri türden bir şey o bakışın.. Nasıl beceriyorsun bilmiyorum ama beni her seferinde yeniden kendine aşık ediyorsun =) Evlat aşkı güzel şeymiş doğrusu…

ÖYLE DOLUYUM Kİ...

Sabahtır dinmedi gözümün yaşı.. Haberci olmanın kötülüğü de her şeyden haberdar olmak, kötü olaylardan bile..

Gamze isimli bir anneydi haberin konusu, 3 yaşında evladı  var; İsmi Atakan.. Anne Kan kanseri daha önce yenmiş hastalığı ancak tekrar nüksetmiş.. Şimdi korkuyor, ama ölmekten değil, evladının annesiz büyümesinden…

Ne zor Allah’ım! Senin büyüklüğünden, hikmetinden, bize biçtiğin ömürden sual olunmaz, Haşa! Ancak ne zor, ne acı.. Şifa dilekleri arasında dindiremedim ben de ağlamamı.. Başka hayatların yerine koymak kendini, empati yapabilmek, başka acıları da hissedebilmek.. Evet insan olmanın en önemli özelliği bu.. Az önce okuduğum bir söz de pekiştiriyor söylediğimin doğruluğunu  “Bir insan acı duyabiliyorsa canlıdır. Bir insan başka bir insanın acısını duyabiliyorsa insandır. ” Gerçekten  de öyle..

Seni düşündüm oğlum,  sana daha iyi bir gelecek sağlamak için çalışarak, seni sevmekten çalınan zamanları.. Seni sevmelere doymuyorum ben.. Hayat kısa, ömür dediğin üç günlük. Bugün varız belki ama, yarın yok. Daha miniciksin, benim dünyalar tatlısı meleğimsin.. Rabbim senin bensiz ve seni her şeyden çok seven babansız büyümene izin vermesin.. Seni bize, bizi sana bağışlasın. Ve dahası; Benim nefesime  senin nefesinden 1 saniye bile fazlasını katmasın..  Seni çok seviyorum oğlum


(11.02.2012/CUMARTESİ)

ANNE SÜTÜNÜ ARTIRAN GIDALAR, ÇAYLAR


Önceki yazımda bahsettim, zorlu bir süreçten geçtik ve sütüm kesildi. Sütün yeniden gelmesini sağlayan besinlerse şunlar oldu:


İRMİK: Helvası, tatlısı yapılabilir

BOZA: Hazır alıp içiyordum, gerçekten çok fayda etti

YEŞİL SOĞAN: Sabah kahvaltısında bile peynir ekmek yeşil soğan yedim =) Ama size salatasını tavsiye ederim.

MARUL: Yine salatada yiyebileceğiniz gibi, muftağa gidip geldikçe yiyin

BALIK: İstediğiniz şekilde yiyin

BULGUR: Pilavı da olur, Çorbası da Kısır da.. Ben sevdiğimden daha çok kısır yapıyordum hem içine marul ve yeşil soğan da konulduğundan oldukça etkili.

REZENE, ANASON, KİMYON, MUSKAT: Asla eczaneden süt yapan çaydan alıp içmeyin derim bu çok daha etkili. Aktardan aldığım bu bitkilerden birer çay kasığı kaynamış suya katıp 5-10 dakika demlenmesini bekler sonra da içine bal katıp içerdim. Önemli olan bunu sürekli olarak, günde 4-5 bardak şeklinde içmeniz. İlk günler etkili değil zannedebilirsiniz ancak 1 ya da 2. haftanın sonunda ne kadar etkili olduğunu göreceksiniz. Ayrıca rezene zayıflamaya ve bebeğin gazına da çok faydalı.

(AĞUSTOS/2011)

EN BÜYÜK PROBLEM: 'SÜTÜM YETMİYOR'




Minik bebeğimi kucağıma almak için sabırsızlanırken onu doyurmak için sütümün yetersiz olacağını nereden bilebilirdim ki.. Aynı problemi yaşayanlar bana hak verecektir.

Hastane odasındayken çok da önemli bir sorun gibi görünmüyordu. Etrafımda dört dönen hemşireler en nihayetinde sütümün geleceğini söylediler. Hastane odasında az biraz mamayla idare edilen açlık, eve gelince kabusa dönüştü.

Öğleden sonraydı minik bebeğimle evimize ilk geldiğimizde. Eşimle heyecanımız tarifsizdi. Canım annem de yalnız bırakmadı bizi. Hastane odasında geçen 2 günlük yorucu sürecin ardından evde kendimizi daha da rahatlamış hissediyorduk. Ta ki gece olana kadar...

Gece yarısı saat 12.00 ve Ahmet Kaan çığlık çığlığa... Abarttığımı düşünenler olacaktır, ama hayır asla değil. EMEMİYOR, EMSE DE SÜT GELMİYOR...

Gece yarısı ben ağlamaklı, eşim panik halinde, Allah'tan annem var yanımızda, o daha soğukkanlı. Zar zor emmeyi başaran bebeğim süt gelmediğini anlayınca basıyor çığlığı. Gece yarısı 3 falandı sanırım. Ağlamaktan sesi kısılınca artık eşimi nöbetçi eczane bulup acil olarak mama almaya gönderdim. O da taksiye atlayıp sokak sokak eczane aradı. O mama bulup gelinceye kadar bebeğim emmeyi başardı, herhalde süt de geldi ki sonunda doyup uyudu. Ama evde geçen o ilk gece bende unutulmaz bir anı olarak kaldı.
Bu kadarla bitmedi maalesef...

9 günlükken, henüz ele avuca sığmayan miniğim bronşiolit oldu. Zaten ameliyathaneden çıktığı andan itibaren hapşırıyordu. Sorduğumuzda olabilir, normal, dış dünyaya alışıyor dedi doktorlar. Nereden bilebilirdik orada üşütüp hastalık kaptığını. Doktorlar normal deyince pek önemsemedik doğrusu. Ancak bir süre sonra hapşırık öksürük olarak baş gösterdi. Hemen doktora gittiğimizde ise; yatış gerektiğini söylediler.
9. güne kadar az az da olsa gelip, bebeğimin karnını doyurmaya yeten sütüm o an üzüntüden bıçak gibi kesiliverdi.

12 gün yoğun bakımda kaldı bebeğim. Bu süre boyunca sütüm yeniden gelsin diye yiyip içmediğim şey kalmadı, ama yok. Bebeği her gün 3 saat arayla emzirmek gerekiyor fakat benim sütüm sağdığımda bir öğüne zor yetiyor. Akşama kadar başka da süt yok. Mecbur mama veriyor hemşireler, ben yine üzgün...

.. Bunu da atlattık çok şükür, yeniden evimize geldik. Ara ara mama vermeye devam ediyoruz. Ancak anne sütünün ne denli önemli olduğunu bildiğimden mamayı kesmek için formüller bulmaya çalışıyorum. İnanır mısınız, yemediğim sevmediğim ne varsa sırf süt yapıyor diye inanılmaz derecede yedim. Hele ki o rezene, kokusu hala burnumda.. Ama sonuç çok şükür ki başarılı oldu. Kararlılık ve doğru beslenme sayesinde o ayın sonunda sütüm nihayet bebeğime yetecek kadar geldi. Ve sonrasındaki miktara ben bile şaşırdım.
Söylemek istediğim; sütüm gelmiyor, yetmiyor, bebek ağlıyor deyip pes etmemek gerek. Tabi bu tembellikten ileri gelmiyorsa =) Önceleri 4-5 öğün verilen mamayı yavaş yavaş azaltarak tek öğüne indirmek ve sonunda da tamamen kesmek. Benim formülüm buydu.

İŞTE ANNE SÜTÜNÜ ARTIRAN BESİNLER VE ÇAYLAR

(AĞUSTOS/2011)

OĞLUMA MEKTUP...

Canım oğlum, miniğim, küçük sevgilim.. Tam 8 ay 25 gün oldu sen aramıza katılalı. Ben aylardır eksik ifade ederim diye erteliyorum bu yazıyı. Senin içimizde her geçen gün büyüyen sevgin karşısında o kadar zayıf ki kelimeler..

Seni ne çok sevdiğimi söylemekle başlamalıyım belki de. Gülüşün, bakışın, saçının rengi, hala tam basamayan adımların, benimkine benzeyen minik tombul parmakların, her şeyinle bizim oluşun, bizden oluşun..


Dünyama girdiğin andan itibaren değişti her şey, saflaştı, temizlendi, arındı.. Bambaşka gözle bakmaya başladım ilk kez hayata, annelik gözüyle.. Hassaslaştım, duyarlılaştım, endişelerim de arttı elbette.


Öyle ki; gece sen uyanmamış olsan bile sık sık uyanıp kontrol ediyorum seni. Nefes alış verişlerini dinliyorum. Terden ıslanmış saçlarını siliyorum avucumun içiyle, yüzünü okşuyor, tenini kokluyorum. Ve şükrediyorum elbette. Seni verene ne kadar şükretsem az, biliyorum...


Akşam babanla eve geldiğimizde gülücüklerle karşılıyorsun bizi. Sanki sabahtan akşama kadar gelişimizi dört gözle beklemiş gibi.. Gözlerinin içi gülüyor, ifaden heyecanlı.. İşte o an bütün yorgunluğumu alıyorsun. Günün en güzel anları, akşam başlıyor bizim için..


Şu anda ise; emekliyorsun. Tek başına ayağa kalkıp yine tek başına oturabiliyorsun. Baba, dede, mama, meme, nemnem diyorsun. İlk dişin çıktı. Çok hareketli, güleç bir bebeksin. Oyuncaklarından çabuk sıkılıyor ben ya da babanla oynamaya bayılıyorsun. Kızdığımı anlayıp dudak büküyor, şakacıktan dedim diyince hemen unutup kahkaha atıyorsun..


Hızla akıp geçiyor zaman.. Ve ben her gün biraz daha hissediyorum büyüdüğünü. Daha da büyü istiyorum. Benimle konuşmanı, sabahları yanıma gelip öpücükle uyandırmanı, annecim demeni, birlikte oyuncaklar almayı ve dahasını, dahasını sabırsızlıkla bekliyorum..


Seni seviyorum oğlum.. Seni yeryüzündeki beşeri sevgilerin hepsinden daha üstün bir sevgiyle seviyorum...


(Ağustos/2011)